Huser Yaylası-Karadeniz 

Bulut Denizi görmek istiyorsanız tam yeri burası!

  • YouTube Social  Icon
  • Instagram Social Icon

Muhteşem geçen ilk günün ardından otelde deliksiz uyudum. Havadan mıdır? Heyecandan mıdır? bilemedim ama sabah erkenden uyandım. Rehberim Oğuz saat 10:00 gibi beni alacaktı fakat ben onun gelmesini bekleyemedim ve çantamı hazırlayıp keşife çıktım. Önce otelin hemen arkasından Fırtına Deresinin kenarına indim. Bir müddet burada çakılı kaldım. Fırtına deresi yaklaşık 60 km kadar devam eden ve gürül gürül akan bir su… Bence çok mistik bir havası var. Daha sonra buradan da ayrılıp Ardeşen istikametine doğru otoyoldan yürümeye başladım. Bir büyükşehir insanına Karadeniz’in her zaman sürprizleri var çünkü normal şehir hayatından çok farklı burası. Bir kere her yer yemyeşil beton yok! Mevcutta olan yapıların çoğu ağaçtan yapılmış. Yürürken yolda taş bir köprüye denk geldim, ortasına kadar yürüdüm. Altımda gürül gürül Fırtına Deresi sağım solum her yerim ağaç… Tam buradan da ayrılıyordum ki Oğuz beni yolda karşıladı. 

 

Oğuz da bana bir sürpriz ile geldi. Bugün’ün rotası Huser Yaylası ama öncesinde seni çok bakir ve az bilinen, daha doğrusu tur yapanların pek tercih etmediği bir noktaya götüreceğim dedi. İşte o an rehber seçimimi çok doğru yaptığımı bir kez daha anladım. Kısa bir yolculukla, yaklaşık yarım saatte buraya vardık. Kendisinin de isteği üzerine buranın adını vermeyeceğim video’yu izleyenlerin bazıları zaten neresi olduğunu anlayacaktır. Arabayla asfalttan ayrılıp kısa süreliğine orman yoluna girdik ve gideceğimiz yere ulaştığımızda neden oranın bakir kalmasını istediğini çok net anlamış oldum. Burası son derece sessiz ve izole bir yer ama daha da inanılmaz olan ise burası bir zirveydi ve tüm bu doğal hayat adeta karşınıza seriliyor ve arkanızda bıraktığınız her şey bir an da aklınızdan uçup gidiyordu. Önce biraz izledik, sohbet ettik. İnsanın bırakası gelmiyor fakat bugünün asıl rotası burası değil, ayrılmakta gerek! O zaman burada bir kahve yapıp yolumuza devam edelim diye karar verdik. Kahvelerimizi içerken tepeden bir Doğan süzülerek heybetlice geçti. Bu anın videosunu çektim ancak sonradan izlediğimde o heybetli kuş video’da sanki bir güvercin gibi görünüverdi gözüme fakat bu anı çoktan unutulmayacak anlar listeme almıştım bile! Kahvelerimizi de içip tekrar yola koyulduk…

 

Huser Yaylası meşhur bulut denizini en güzel yaşayacağınız yerlerin başında geliyor. Ancak her zaman doğru yerde olmak yetmez. Doğru anı da kovalamak gerekir ki bu durum Karadenize uyarlandığı zaman işin büyük bir kısmı şanstır. Çünkü hava koşulları bölgede çok inanılmaz bir hızla değişebiliyor. Huser Yaylasına varmak öyle kolay bir iş değil ! Hem mesafe uzun hem de yineleyerek söylüyorum araç çok önemli. Neyse ki araçtan yana ve şöförden yana hiçbir kaygım olmadı. Bu rotalarda araç kullanmakta cesaret ve beceri istiyor zira yolun bir tarafı hep uçurum!

 

Huser Yaylasına doğru yükseldikçe hava kapandı ve yağmur çiseledi. Oğuz beni daha önceden uyarmıştı burada her an bulut denizi görmek mümkün olmuyor öyle ki; kendisi bile bu sezonda 8 kez denk geldiğini söylemişti. Yağmur’da çiseleyince bulut denizi ihtimali çok aza indi çünkü bulutlar yüklü olduğunda kütle ve hacime bağlı olarak daha az ve daha yavaş hareket ediyor. Tepeye 15 dakikalık bir zaman kala yolun en dar noktasında bir iş makinesinın yolda kaldığını gördük. Aracın paleti kopmuştu yaklaşık olarak 45 dakika kadar bu arızanın giderilmesini bekledik. Kahveydi, manzaraydı derken zaten geciktiğimiz rotaya bir de bu eklenince program oldukça sıkıştı. Yol açılınca tepeye vardık ancak göz gözü görmeyecek kadar sis vardı. 

Huser Yaylasında enteresan olarak yayla havasından çok dağ havası var. Daha önceden dağcılık yapanlar ya da yüksek dağlardan geçerek yolculuk yapanlar ne demek istediğimi çok daha iyi anlayacaklardır. Arabadan inince ben Oğuz’dan kısa bir süreliğine koparak ayaklarımın beni götürdüğü yere doğru gitmeye başladım. Bir süre sonra Oğuz beni merak edip arayınca ona zirveye çıktığımı birazdan geleceğimi söyledim. Çok uzun süredir yaşamadığım zirve hazzını da burada yapma şansını da yaşamış oldum. Aşağıya Oğuz’un yanına vardığımda sağolsun tüm eşyalarımızı araçtan indirmişti bile. Hatırı sayılır bir soğuk vardı. Zaman zaman çise ve rüzgarda buna eşlik edince şartlar daha da güç bir hale geliyordu. Hemen ateşimizi yaktık ve kampımızı kurduk. 

 

Şehir hayatına oranla kamplarda mevut şartlar insanı çok daha fazla motive bir duruma getiriyor. Şöyle ki; kampta yaptığınız ya da pişirdiğiniz bir şey açlığında etkisiyle olduğundan çok daha lezzetli ve kıymetli bir hale geliyor. Bizim bugün menümüzde bol kavurmalı yumurta ve köy ekmeği vardı. Tabii arkasından yine mevsime ve atmosfere uygun bir viski olan Caol İla 12  neyse ki yanımızdaydı. 

 

Yemek, içmek, sohbet derken vakit hızlıca ilerledi. Belki bulut denizini göremedik ama burada olmak ve muazzam kamp ateşinin başında güzel bir sohbet tabii ki paha biçilemezdi. Etrafta hiçbir yer görünmediği için Oğuz sağolsun bana tarif ediyordu. Şu karşı da Kaçkar zirve var şurada bu var diye anlatıyor şanssız ben de hayal etmeye çalışıyordum. Bir süre daha böyle geçti. Bir an hava biraz sakinledi işte o zaman gökyüzü görününce nasıl bir yerde olduğumu biraz anladım. 

Oğuz hava açacak mı acaba? falan derken baktık ki güneş görünmeye başladı ve batmaya başlamış. Bu saatten sonra artık zor diye hayıflandık. Turu bir gün daha uzatıp tekrar denemeye karar verdim. Sonrasında günün son kahvesini demledik ve  yavaş yavaş toparlanma hazırlıklarına başlamak üzereyken Oğuz abi sakın arkana bakma dedi ! Bir an korktum çünkü burada Ayı hayvanı çok normal karşılanan bir canlı… Her yerde izlerine ve dışkılarına rastlamak mevcut. Aklımdan bunlar geçerken kafamı çevirdiğimde gördüğüm manzaraya gerçekten inanamadım! Bütün bulutlar dağılmış ve sis zirvenin altına çökmüştü. İkimizde o ana kadar bunu farketmemiştik çünkü kamp yaptığımız yer bir dağın sırtıydı iki tarafı da boşluk ve biz bir süredir tam tersi istikamete bakıyormuşuz. Hemen saate baktım ki güneşin tamamen batmasına yalnızca 15 dakika var. 

O an ki telaşımızı ve heyecanımızı bir başkası dışarıdan izliyor olsa eminim ki çok fazla eğlenebilirdi. Bir o tepeye bir bu tepeye koşturduk ve kısa süreliğine bile olsa tüm bu eşsiz manzaranın keyfini sürdük. Güneş battığında bir müddet daha bu şaşkınlığı atamadım. Karşı da görünen dağları, bulut denizini ve zirveyi konuştuktan sonra artık aşağıya inebilirdik. 

Bugünde ziyadesi ile inanılmaz geçmişti ve tabiri caiz ise ne kadar ballı bir adam olduğum bugün tescillenmiş oldu !

Mesaj için